Hazım! 'Nazım' dan yanıt.
Mehmet Şamilof
Gözlerim dalınca ufuktaki engine,
Yirmi dokuz harf düştü önüme!
Üçünü, beşini yan yana dizince;
Okuyan kızacak: "Kelime ne diye?
—Sözcük desene—"
Diye!
Sözcükleri okuduğumuzda,
Ya da duyduğumuzda;
O varlıklar canlanır gözümün önünde:
Kitap! Defter! Kalem! Daktilo! Heybe!
Ve saire...
Ancak takılırsın anlamsız sözcüklere:
Fakat... Ve... İçin... İle... Gibilere!
Bu gibi anlamı olmadığı halde,
Anlamlı sözcüklerin arasına girdiklerinde;
Sebep olurlar anlam bütünlüğüne!
Minnet duyarız dil bilimcilerine;
"Edat" ve "bağlaç" adını vermişler anlamsız bu sözcüklere.
Bilgim yetmez dilbilgisinin derinliklerine,
Benzemek istemem "kaş boyarken göz çıkaran" acemilere!
Neyse... Dönelim konumuzun özüne:
Anlamlı ve anlamsız sözcükler kuralınca art arda dizilince;
Duyguyu, düşünceyi, isteği, haberi, durumu, olayı...
Kavuşur anlam ve yargı bütünlüğüne!
Ezcümle:
Bu anlam bütünlüğüne diyoruz: Cümle!
Basit cümle, bileşik cümle, sıralı cümle, bağlı cümle...
Kurallı, devrik, eksiltili cümle!
Cümleleri yan yana, dizersek alt alta:
Öyküleme! Çözümleme! Tanıtma! Tanımlama!
Anlatma! Betimleme! Tartışma!
Oluşur paragraf!
Paragraf, paragrafı kovalar...
Karşınıza çıkar o yazım!
Arkama dönüp baktım: Akortsuz çalmış sazım...
Onlarca defa yazdım, beğenmeyip yırttım attım!
Uykusuzum! Bazen çaresiz!
Ağrıyan başım...
Aynen iğneyle kuyu kazım!
Basıma hazırdır, bulunursa para...
Kağıdın fiyatı çıkmış on katına!
Basılır kağıda, ciltlenir sonra,
Sunulur okuyucuya!
Artık okuyucunundur:
Kişiye, kişiliğe, bilgiye, görgüye göre...
Zordur ya da kolaydır:
Hazım!
Hazım!
Hazım!
O’NUN HAZMI (Nazım Hikmet’in Yanıtı)
Bak Mehmet Şamilof kardeş!
29 harf dedin, doğru;
29’u da demirden birer kapı!
Ama o kapıları açınca edatlar çıkmamalı sadece;
Açınca o kapıları:
Sokakların teri, İstanbul’un sisi,
Trabzon’un hırçın dalgası çıkmalı!
Anlamlı, anlamsız kelime yoktur;
Yalnız kalmış, öksüz kalmış kelime vardır!
Eğer "ve" diyorsan,
İşçiyle ekmeğin arasına kuracaksın köprüyü!
Eğer "için" diyorsan,
"Hürriyet için" diyeceksin ki görsünler büyüyü!
Dizilsin o zaman cümleler kurşun gibi yan yana,
Can versin damardaki al kana!
Kağıdın fiyatı on katına mı çıktı?
Çıksın!
Biz duvara yazarız, gökyüzüne yazarız;
Gerekirse ateşi közle kazarız!
Yine ulaştırırız o "hazmı" okuyucuya,
Teslim olmayız bu karanlık kuyuya!
Çünkü hazım dediğin;
Midede biten bir sancı değil,
Yürekte başlayan, sönmeyen bir kavgadır!
Sen sazını akortsuz çalma,
Yeter ki mızrabın dürüst kalsın!
Varsın kitap basılsın, memleketin bağrına dolsun;
Okunsun da...