14 Ocak 2026

Hazım! 'Nazım' dan yanıt.
​Mehmet Şamilof
​Gözlerim dalınca ufuktaki engine,
Yirmi dokuz harf düştü önüme!
Üçünü, beşini yan yana dizince;
Oldular anlamlı, anlamsız birer kelime...
Okuyan kızacak: "Kelime ne diye?
—Sözcük desene—"
Diye!
​Sözcükleri okuduğumuzda,
Ya da duyduğumuzda;
O varlıklar canlanır gözümün önünde:
Kitap! Defter! Kalem! Daktilo! Heybe!
Ve saire...
​Ancak takılırsın anlamsız sözcüklere:
Fakat... Ve... İçin... İle... Gibilere!
Bu gibi anlamı olmadığı halde,
Anlamlı sözcüklerin arasına girdiklerinde;
Sebep olurlar anlam bütünlüğüne!
​Minnet duyarız dil bilimcilerine;
"Edat" ve "bağlaç" adını vermişler anlamsız bu sözcüklere.
Bilgim yetmez dilbilgisinin derinliklerine,
Benzemek istemem "kaş boyarken göz çıkaran" acemilere!
​Neyse... Dönelim konumuzun özüne:
Anlamlı ve anlamsız sözcükler kuralınca art arda dizilince;
Duyguyu, düşünceyi, isteği, haberi, durumu, olayı...
Kavuşur anlam ve yargı bütünlüğüne!
​Ezcümle:
Bu anlam bütünlüğüne diyoruz: Cümle!
Basit cümle, bileşik cümle, sıralı cümle, bağlı cümle...
Kurallı, devrik, eksiltili cümle!
​Cümleleri yan yana, dizersek alt alta:
Öyküleme! Çözümleme! Tanıtma! Tanımlama!
Anlatma! Betimleme! Tartışma!
Oluşur paragraf!
​Paragraf, paragrafı kovalar...
Karşınıza çıkar o yazım!
Arkama dönüp baktım: Akortsuz çalmış sazım...
Onlarca defa yazdım, beğenmeyip yırttım attım!
Uykusuzum! Bazen çaresiz!
Ağrıyan başım...
Aynen iğneyle kuyu kazım!
​Basıma hazırdır, bulunursa para...
Kağıdın fiyatı çıkmış on katına!
Basılır kağıda, ciltlenir sonra,
Sunulur okuyucuya!
​Artık okuyucunundur:
Kişiye, kişiliğe, bilgiye, görgüye göre...
Zordur ya da kolaydır:
Hazım!
Hazım!
Hazım!
​O’NUN HAZMI (Nazım Hikmet’in Yanıtı)
​Bak Mehmet Şamilof kardeş!
29 harf dedin, doğru;
29’u da demirden birer kapı!
Ama o kapıları açınca edatlar çıkmamalı sadece;
Açınca o kapıları:
Sokakların teri, İstanbul’un sisi,
Trabzon’un hırçın dalgası çıkmalı!
​Anlamlı, anlamsız kelime yoktur;
Yalnız kalmış, öksüz kalmış kelime vardır!
Eğer "ve" diyorsan,
İşçiyle ekmeğin arasına kuracaksın köprüyü!
Eğer "için" diyorsan,
"Hürriyet için" diyeceksin ki görsünler büyüyü!
Dizilsin o zaman cümleler kurşun gibi yan yana,
Can versin damardaki al kana!
​Kağıdın fiyatı on katına mı çıktı?
Çıksın!
Biz duvara yazarız, gökyüzüne yazarız;
Gerekirse ateşi közle kazarız!
Yine ulaştırırız o "hazmı" okuyucuya,
Teslim olmayız bu karanlık kuyuya!
Çünkü hazım dediğin;
Midede biten bir sancı değil,
Yürekte başlayan, sönmeyen bir kavgadır!
​Sen sazını akortsuz çalma,
Yeter ki mızrabın dürüst kalsın!
Varsın kitap basılsın, memleketin bağrına dolsun;
Okunsun da...

Balaban’ın Fırçasında Nâzım’ın Soluğu... ​Bazı kitaplar vardır ki kapağını açtığınız an oda kararır, sadece kitabın sayfalarından bir ışık s...